15 Temmuz, yalnızca klasik anlamda bir darbe teşebbüsü değildi. Darbe yöntemi kullanılarak Türkiye'nin bağımsızlığını ve kurumsal bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaçlayan bir işgal girişimiydi. Hedef yalnızca hükümeti iktidardan düşürmek değildi. Devlet kapasitesini ve işleyen kurumlarını felce uğratmak, millet iradesini etkisizleştirmek ve ülkeyi dış müdahalelere açık hale getirmek de bu darbe girişimi ile hedeflenmişti. Türkiye'nin bölgesel meselelerde bağımsız hareket etmesi, dış politikada kendi önceliklerini belirlemesi ve küresel sistemde daha etkin bir aktör olma arayışı çeşitli güç merkezlerinde rahatsızlığa yol açmıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz gecesi milleti sokaklara yönlendirerek darbe girişiminin başarısız olmasını sağladığı gibi sonrasında attığı adımlarla ülkenin gücünü artırdı. Yaşanan bu gelişmelerin pek çok açıdan öğretici olduğu açık. Asıl dikkat çekici durum, Erdoğan’ın dirayetli tutumumun ve kararlı duruşunun Türkiye’nin devletler arasındaki konumunu güçlendirdiği. Hakkaniyetli bir yaklaşım sergilemek gerekirse şu noktayı özellikle belirtmek gerekir: 15 Temmuz gecesi yaşanan direniş de daha sonrasında Türkiye’nin dünya genelinde hızla yükselen itibarı da büyük oranda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderlik becerilerinin sonucudur.
15 Temmuz’un onuncu yılında tarihsel perspektif daha berrak hâle gelmektedir. Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in askeri müdahalelerine uzanan çizgi Türkiye’de vesayetçi siyasal kültürün sürekliliğini göstermektedir. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan bu sürekliliğin farklı tezahürleridir.15 Temmuz, bu çizgide yapısal kırılmadır... Bu hadise, darbenin kaçınılmaz bir kader olduğu yönündeki tarihsel kabulleri sarsmıştır. Milli direnç, siyasal kararlılık ve kurumsal bağlılık birleşerek darbeci müdahaleyi başarısızlığa uğratmıştır. Bu nedenle 15 Temmuz, engellenmiş bir darbe teşebbüsü şeklinde tanımlanarak açıklanamaz. Olayın tarihsel anlamı daha derindir.
Türkiye, NATO’nun kendi içinde yaşadığı sorunlardan en az etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Hatta Atlantik’in iki yakasındaki ittifak üyeleri arasında yaşanan güven bunalımı ve çıkar çatışması, Türkiye üzerindeki baskıları azaltacak sonuçlar üretiyor. ABD’nin izlediği müdahaleci dış ve korumacı ekonomik politika karşısında endişeye kapılan Avrupa ülkeleri yeni ortaklar arayışında Türkiye’yi yeniden keşfediyorlar. Zira son dönemde hem askeri hem de ekonomik açıdan kapasitesini ciddi şekilde artıran Türkiye, Avrupa ülkeleri için önemli iş birliği fırsatları sunuyor.
NATO üyelerinin savunma ve güvenlikle bağlantılı yatırımlarını GSYH'lerinin yüzde 5'i seviyesine taşıma iradesi, ittifak tarihindeki en önemli ekonomi-politik dönüşümlerden biridir. NATO'nun yüzde 5 hedefi, bir muhasebe kararı değil, bir üretim doktrini olmak zorundadır. Yeni dönemde NATO'nun temel sorusu, "Müttefikler ne kadar harcıyor?" değil, "İttifak ne kadar üretebiliyor, ne kadar hızlı yenileyebiliyor, ne kadar süre dayanabiliyor ve savaş halinde üretimini ne kadar çabuk artırabiliyor?" olmalıdır. Tam da bu noktada NATO'nun klasik ittifaktan topyekûn savunma ekonomisine geçmesi gerekiyor.
NATO zirvesi boyunca İsrail kanadının, yaptığı açıklamalar ile gündemi değiştirme ve zirvenin önüne geçme çabaları çok dikkat çekti. İsrail’i bu denli çileden çıkaran ve irrasyonel hamleler yapmaya iten en önemli sebep, İran savaşında yaşanan tıkanıklık ve vaat edilenin aksine şimdiye kadar mutlak bir zafer kazanılamamış olunması nedeniyle hem İsrail içinde hem de Amerikan kamuoyunda oluşan güvensizlik halidir. Bir de Türkiye ile Amerika arasındaki münasebetin İsrail-Amerika ilişkisinin önüne geçer hale gelmesi, İsrail’in tüm tuşlara aynı anda basmasına yol açan bir durumdu.
Müttefikler arasında yeniden güçlü bir mutabakat, yeni bir sözleşme gerekliliği ve birlikte hareket etme iradesinin oluşması, 2026 NATO Ankara Zirvesi’nde ön plana çıkan bir beklenti haline gelmişti. Bu beklentinin, zirve kapsamında önemli ölçüde pozitif sonuçlandığını söylemek mümkün. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yürüttüğü lider diplomasisi, liderlerin birlik ve beraberlik mesajlarını vermesini sağlamıştır.
Büyük krizler, çoğu zaman reformların en önemli tetikleyicileri olarak değerlendirilir. Devletler, rutin dönemlerde fark edemedikleri kurumsal eksiklikleri ancak büyük kırılmalar sonrasında görebilir ve bu deneyimleri, kapsamlı reform süreçleriyle iyileştirmeye çalışırlar. Türkiye açısından da 15 Temmuz melun darbe girişimi, böyle bir dönüm noktası olmuştur. 15 Temmuz, meşru siyaset ve Türk kamu yönetimi için bir uyanış çağrısı olmuş ve tabii ki bu süreç, pek çok değişimi ve dönüşümü de beraberinde getirmiştir.
FETÖ, 15 Temmuz 2016 askeri darbesinin püskürtülmesinin ardından stratejisini değiştirdi; bürokratik kadrolaşmanın yerini bot ordusu ve etkileşim ağı, gizli belgelerin yerini koordineli şikâyet kampanyaları, dershanelerin yerini algoritma açıkları aldı. Ama amaç hiç değişmedi: Türkiye'nin kendi iradesiyle aldığı kararları, kendi seçtiği yönetimi ve bu yönetimi destekleyen sesleri etkisizleştirmek. Tehlikenin niteliğini doğru kavramak gerekiyor. Klasik bir terör örgütü, fiziki şiddetle hareket eder ve bıraktığı iz bellidir. FETÖ Etkileşim Ağı'nın yöntemi ise tam tersine görünmezliğe dayanıyor.
15 Temmuz, yalnızca klasik anlamda bir darbe teşebbüsü değildi. Darbe yöntemi kullanılarak Türkiye'nin bağımsızlığını ve kurumsal bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaçlayan bir işgal girişimiydi. Hedef yalnızca hükümeti iktidardan düşürmek değildi. Devlet kapasitesini ve işleyen kurumlarını felce uğratmak, millet iradesini etkisizleştirmek ve ülkeyi dış müdahalelere açık hale getirmek de bu darbe girişimi ile hedeflenmişti. Türkiye'nin bölgesel meselelerde bağımsız hareket etmesi, dış politikada kendi önceliklerini belirlemesi ve küresel sistemde daha etkin bir aktör olma arayışı çeşitli güç merkezlerinde rahatsızlığa yol açmıştı.
FETÖ, 15 Temmuz 2016 askeri darbesinin püskürtülmesinin ardından stratejisini değiştirdi; bürokratik kadrolaşmanın yerini bot ordusu ve etkileşim ağı, gizli belgelerin yerini koordineli şikâyet kampanyaları, dershanelerin yerini algoritma açıkları aldı. Ama amaç hiç değişmedi: Türkiye'nin kendi iradesiyle aldığı kararları, kendi seçtiği yönetimi ve bu yönetimi destekleyen sesleri etkisizleştirmek. Tehlikenin niteliğini doğru kavramak gerekiyor. Klasik bir terör örgütü, fiziki şiddetle hareket eder ve bıraktığı iz bellidir. FETÖ Etkileşim Ağı'nın yöntemi ise tam tersine görünmezliğe dayanıyor.
NATO zirvesi Türkiye'nin uluslararası görünürlüğünü artıran geçici bir diplomatik etkinlik olmanın ötesinde kurumsal kapasitesini, güven üretme kabiliyetini ve çok taraflı diplomasiye sunduğu katkıyı somutlaştıran önemli bir örnek olmuştur.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz.
Daha fazlası