ABD tarafı şunu gördü: Sıcak savaş devam ettiğinde ve İran vurulduğunda içerde sertlik yanlısı siyasi ve askeri yapılar güçlendi. Toplumsal konsolidasyon görüntüsü arttı. Dolayısıyla ABD, donmuş çatışma süreciyle birlikte baskıyı devam ettirerek İran'ın iç dengelerinin tepkisini görmek istiyor. Böylece doğrudan askeri müdahaleyle elde edemeyeceği bir sonucu, sistem içi aşınma yoluyla üretmeye çalışıyor. Donmuş çatışmalar, doğası gereği kırılgandır ve her an yeniden sıcak savaşa evrilebilir. Bu nedenle ABD'nin zaman ve baskı üzerine kurulu stratejisi, daha büyük ve kontrol edilmesi zor krizlerin zeminini hazırlayabilir.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı, COP31 Başkanı Murat Kurum: "Türkiye olarak sadece iklim diplomasisinde değil, küresel ve bölgesel düzeyde benimsediği ve hayata geçirdiği barışı ve adaleti esas aldığı diplomasi anlayışımızdan hareketle COP31 vizyonumuzu ve önceliklerimizi belirledik. Dünyanın COP31’den beklentilerinin yüksek olduğu bu dönemde; beklentileri doğru okumak, taraflar arasında güven inşa etmek ve uygulanabilir sonuçlar üretmek adına Türkiye’nin COP31 yaklaşımını diyalog, uzlaşı ve aksiyon ilkeleri üzerine inşa ettik. Amacımız kimseyi geride bırakmadan, tarafsız, adil bir başkanlık anlayışıyla herkesin sesini duymak ve duyurmaktır."
İran yönetimi, varoluşsal sütunları zedeleyecek Amerikan taleplerini özünde bir teslimiyet çağrısı olarak okumaktadır. Tahran, bu taleplere boyun eğmektense devasa ekonomik ve askeri maliyetleri göze almaya hazırdır; zira Amerikan baskısına direnerek ayakta kalmanın kendisi zaten başlı başına bir zafer olarak kodlanmaktadır. İki tarafın da sahadaki kazanımlarının karşı tarafı ödün vermeye mecbur bıraktığına ve diğer tarafın bu krizden kendilerinden daha fazla zarar gördüğüne inandığı karşılıklı öz güven illüzyonu sürdüğü müddetçe, inandırıcı bir diplomatik mutabakat zemininin oluşması pek mümkün görünmemektedir.
Savaş boyunca ağır yıkımlar ve kayıplar yaşayan İran, onlarca yıl üzerine çalışarak kurduğu, dini ve ideolojik inançla birleşen çok katmanlı politik ve askeri sistemi sayesinde, çöküşü tetikleyebilecek ciddi ve kritik kriz durumunun önüne geçebildi ve beklenen çöküş gerçekleşmedi. Ancak hâlihazırda devam eden ateşkes ve müzakere konularında, karar alma mekanizmasında bir tıkanıklığa, güç mücadelesine ve ayrışmaya delalet eden bazı emareleri görmek mümkündür.
Savaş sürecinde ABD’nin kendilerini koruyacağı varsayımına dayalı güvenlik mimarisinin, bu en ciddi testte başarısızlığa uğraması, Körfez ülkelerini hayal kırıklığına uğratırken, bir taraftan da alternatif güvenlik mekanizmaları geliştirme sürecine itmiştir. Dolayısıyla Körfez ülkeleri bu savaş süreciyle birlikte ABD’nin kendilerini doğrudan korumayacağını anlarken gerek güvenliklerini sağlama gerekse de savaş sonrası dönemde olası İran tehdidine karşı hazırlıklı olabilme adına alternatif aktörlerle ittifak yapmaları gerektiğini de fark etmişlerdir.
İsrail, bir taraftan İran’ı güvenilmez bir aktör olarak lanse ederek hem ateşkesi bozmak hem de muhtemel bir anlaşmayı önlemek isterken, diğer taraftan da ABD medyasındaki kalemşörleri vasıtasıyla; ateşkesin hata olduğu, İran ile anlaşmanın İran’ı güçlendireceği ve ABD’nin prestijinin zarar göreceği, en uygun seçeneğin ABD’nin İran’ı güç kullanarak yola getirmesi olduğu şeklinde analizler yayınlatmıştır. Bununla yetinmeyen İsrail, Yahudi lobisinin tüm kurumlarını kullanarak ABD kamuoyunu etkilemeye ve Trump yönetiminin kararlarını ipotek altına almaya çalışmıştır.
Hürmüz Boğazı merkezli olası bir kriz, küresel enerji ve ticaret akışlarını sert biçimde sarsma potansiyeli taşısa da, bu ölçeğin getirdiği belirsizlik aynı zamanda Türkiye’nin alternatif koridor ve lojistik hatlara yönelik stratejik arayışını hızlandırıyor. Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 20’sine yakın enerji taşımacılığının Hürmüz üzerinden geçtiği dikkate alındığında, olası bir aksama yalnızca fiyat şokları değil, aynı zamanda rota çeşitlendirme ihtiyacını da zorunlu kılıyor. Bu noktada Kalkınma Yolu ve Orta Koridor gibi projeler, Türkiye’nin coğrafi avantajını ekonomik avantaja dönüştürme kapasitesini güçlendiriyor.
Macaristan seçimleri, bir rejim değişiminden veya siyasal bir dönüşümden ziyade post-liberalizmin kendi içindeki bir yenilenme ve aktör tasfiye süreci olarak değerlendirilmeli. Daha detaylı ifade etmek gerekirse kazanan ismin profili, çoğu yorumun aksine, Orbán’ın temsil ettiği ve sözcülüğünü yaptığı toplumsal taleplerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, seçim sonuçları post-liberal eğilimlerin hâlâ güçlü bir şekilde varlığını sürdürdüğünü, ancak mevcut iktidarın bu talepleri temsil etme kapasitesini kaybettiğini gösteriyor.
Türkiye’nin enerji ithalatına bağımlılığını azaltma hedefi doğrultusunda yeni sahalara açılması, küresel enerji denkleminde daha aktif bir rol üstlenmesine katkı sağlayacaktır. Türkiye’nin Somali’de petrol aramaya başlaması, tek boyutlu bir enerji yatırımı değildir. Bu gelişme; güvenlik, ekonomi, egemenlik ve jeopolitiğin iç içe geçtiği çok katmanlı bir stratejik hamledir. Günümüzde Somali’de atılan adımlar, kısa vadeli sonuçlar üretmesinin yanı sıra uzun vadede ülkenin ekonomik ve siyasi dönüşümünü şekillendirecektir.
ABD tarafı şunu gördü: Sıcak savaş devam ettiğinde ve İran vurulduğunda içerde sertlik yanlısı siyasi ve askeri yapılar güçlendi. Toplumsal konsolidasyon görüntüsü arttı. Dolayısıyla ABD, donmuş çatışma süreciyle birlikte baskıyı devam ettirerek İran'ın iç dengelerinin tepkisini görmek istiyor. Böylece doğrudan askeri müdahaleyle elde edemeyeceği bir sonucu, sistem içi aşınma yoluyla üretmeye çalışıyor. Donmuş çatışmalar, doğası gereği kırılgandır ve her an yeniden sıcak savaşa evrilebilir. Bu nedenle ABD'nin zaman ve baskı üzerine kurulu stratejisi, daha büyük ve kontrol edilmesi zor krizlerin zeminini hazırlayabilir.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı, COP31 Başkanı Murat Kurum: "Türkiye olarak sadece iklim diplomasisinde değil, küresel ve bölgesel düzeyde benimsediği ve hayata geçirdiği barışı ve adaleti esas aldığı diplomasi anlayışımızdan hareketle COP31 vizyonumuzu ve önceliklerimizi belirledik. Dünyanın COP31’den beklentilerinin yüksek olduğu bu dönemde; beklentileri doğru okumak, taraflar arasında güven inşa etmek ve uygulanabilir sonuçlar üretmek adına Türkiye’nin COP31 yaklaşımını diyalog, uzlaşı ve aksiyon ilkeleri üzerine inşa ettik. Amacımız kimseyi geride bırakmadan, tarafsız, adil bir başkanlık anlayışıyla herkesin sesini duymak ve duyurmaktır."
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz.
Daha fazlası